Tabiatın Tasarımından Gelen İlham; ORGANİK MİMARİ

İnsan eliyle inşa edilen tüm yapıların doğaya ait olan ahenk ve dengeyi yakalayabilmesidir; organik mimari. En basit tabiriyle nefes alan tasarımlar ortaya çıkarabilmektir. İnşa edilecek olan yapının, doğal zemine ve çevre koşullarına uygun olarak üretilmesidir.

Organik mimari anlayışında; yapılar çevreyi değil, doğal koşullar yapıları yönlendirir. Toprağın verimli olan kısmına saygı duymayı, doğanın sağladığı enerji kaynaklarını akıllıca kullanmayı ve biçim dayatmasından kaçınmayı öngörür. Çünkü doğanın kendi içindeki dengesine ters düşen her şey canlılığın sonunu getirecektir. Asıl felsefesi; evreni örnek alıp ona benzemeye çalışmak ve evrenle uyum halinde olmaktır.

Nefes Alan Mimari

Mükemmel kavramının yanıtı, evrendeki mükemmel dengedir. Evet, doğa kendi içinde sarsılmaz bir dengeye sahiptir. Güneşin yaydığı sıcaklık yüzünden buharlaşan su, buluta dönüşüp yeniden toprağa kavuşur. Bitkileri tüketen bir hayvanın dışkısı, böcekler tarafından işlenir ve topraktaki minerallerle bütünleşen dışkıdan yeni bitkiler oluşur. Yani doğada kayıp diye bir şey yoktur. Bir şey hep başka bir şeye dönüşerek kendi döngüsünü tamamlar. Mükemmellik de bu denge halinde gizlidir. Sorumsuzca tüm kaynaklarını kullanarak yok ettiğimiz dünyada biriken insan yapımı atıkların doğaya geri dönüştürülme çabalarının hayati önem taşıdığı bir yüzyılda yaşıyoruz. Doğanın döngüsüne aykırı olan her hareket canlılık kavramıyla ters düşer. İnsanın kendi iç dünyasına indiğinde de örnek alması gereken, parçası olduğu doğadan başka bir şey değildir.

Doğayla Özdeş Tasarımlar

İren Elçisoy Mimarlık; mimarinin sadece insana barınma sağlayan yapı formlarından oluşmadığını, insanın bedensel ve ruhsal sağlığını belirleyen ve doğayla barış içinde sürdürülmesi gereken bir meslek dalı olduğunu savunur. Tasarımlarının özünde, doğayı örnek alan ve doğayla harmonik bir uyum yakalayan altın oran mevcuttur. Sınırlı enerji kaynakları yüzünden doğayla savaşmayı ve geri dönüşümü çok zor olan atıkları çevreye bırakmayı reddeder. Doğada mevcut olan ve asla tükenmeyen enerjileri mimari yapılara uyarlayarak hem yapının ömrünü uzatmayı hem de doğayla özdeş formlar oluşturmayı benimser.

Yok Olmayan Enerji Prensibi

Organik mimari terimini ilk kez ortaya atan ve yirminci yüzyılın önde gelen mimarlarından olan Frank Lloyd Wright, Louis Sullivan’ın öne sürdüğü; ‘’Form işlevi takip eder.’’ Söylemini; ‘’Form ve işlev birdir.” olarak değiştirir. Çünkü organik mimaride kullanılan malzemenin doğası ve doğayla uyumu birinci önceliktir. Bölgenin tabiatı ve şartların izin verdiği ölçüler esas alınır. Rüzgârlı bir bölgede inşa edilen ve rüzgârın sağladığı enerjiyi doğru kullanarak rüzgâr bacalarıyla ısıtma sağlanan evler bunun bir örneğidir. Ya da toprağın killi yapısını ayrıştırmak yerine yapının dayanıklılığını arttırmak için kullanıldığı geleneksel yapılar da organik mimari örneklerindendir. Organik mimariyle doğanın sağladığı enerji, yapı formunun hizmetine açılmaktadır.

Doğanın Desteğiyle…

Yapının insana sağladığı asıl konfor; teknolojik nimetler ya da sunduğu farklılıklar değildir. Kendi kendini besleyen ve kendi enerjisini üreten yapılar, insan için en büyük lüks ve konforu da beraberinde getirir. Paralı ve sınırlı enerji kaynaklarını azaltmak ve malzemenin doğadan destek alarak yıllarca ayakta durmasını sağlamak gereklidir. Doğayla savaşmak yerine onun bir parçası olduğumuzu kabullenerek yaratıcı tasarımlar üreten İren Elçisoy Mimarlık; modernizmin doğal olana dönüş yapmak ve gelişim bilincinin dünyaya saygı duymak olduğunu vurgulamaktadır.

‘’Organik mimari ile özdeşleşen mimarlar; John Lautner, Imre Makovecz, Hans Scharoun, Gustav Stickley, Louis Sullivan, Rudolf Steiner, Ivan Taslimson, Frank Lloyd Wright, Bruno Zevi, Anton Alberts, Laurie Baker, Claude Bragdon, Nari Gandhi, Antoni Gaudi, Bruce Goff, Neville Gruzman, Hugo Häring, Hundertwasser, Kendrick Bangs Kellogg.’’

MİMARİNİN GELECEĞİ
30/05/2021